Yükseköğretimde Nepotizm Son Bulmalı

Haberlere ve sosyal medyaya yansıyan Üniversitelerdeki görevden uzaklaştırmalar ve açılan soruşturmaların nedenleri bizlere tekrar göstermiştir ki ülkemizde üniversiteler liyakat üzerine yönetilmediği taktirde benzer pek çok problemlerle karşılaşmaya devam edeceğiz. Bu durum “Nitelikli Akademisyen” bulmayı da zorlaştırmaktadır. Bu hali ile daha da zorlaşacağı aşikardır. Çünkü “Nepotizm” had safhada, “Liyakatin” yerini “Aidiyet”, “Ehliyetin” yerini de “Biat” almaya başladı. Asıl sorunumuz bu. Bu sorunu kısa sürede aşamayız ancak “Havuz Sistemi” yani “Akademik istihdam Platformu” ile en aza indirebiliriz. Sisteme girenler girdi. Onları da çalışan, üreten ve liyakat ile girenler eritecektir. Sistem öyle bir kurulmalı ki, çürük elma dahi yeşermelidir. Bu da bizlerin elindedir.

 

Rektörlerin ya da üniversitelerde yönetici durumunda bulunan kişilerin akrabaları ve yakınlarını çeşitli kadrolara ataması ya da onlara özel kadroya çıkması üniversitelere olan güveni derinden sarsmakta ve liyakata büyük darbe vurmaktadır. Üniversitelerin aile şirketine döndüğü, aynı üniversitede hatta aynı bölümde aynı soyadına sahip birçok kişinin bulunması bu alımların gerçekten hakkaniyet ölçüsünde yapılmadığı konusunda kamuoyunda soru işaretleri oluşturmaktadır. Liyakate dayalı alımların olmaması da bilimsel başarıdan uzak, dünya sıralamalarında dereceye giremeyen, ar-ge yapamayan ve teknoloji geliştiremeyen üniversiteler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

YÖK bu tür alımlara her ne kadar konu sosyal medyada gündem olduktan sonra müdahale etse de medyaya düşmeyen birçok alımın da olduğunu bilmekteyiz. Bu duruma neden olan etkenlerin başında da YÖK’ün üniversitelere yetki devri sonrasında rektörlerin keyfi davranışları ve bulundukları ilin valisinden daha geniş yetkilere sahip olmalarıdır. Bu durum maalesef bazı durumlarda bu yetkinin kötüye kullanılmasına liyakat ve ehliyete uygun olmayan alımların oluşmasına yol açmaktadır. Buna ilave olarak ülkemizde rücu sisteminin de olmaması nedeniyle yöneticiler verdikleri kararların sorumluluğundan uzak şekilde hareket etmektedir. Rücu sisteminin kamunun her alanında getirilmesiyle yöneticiler neden oldukları zararı ödemek zorunda kalacak bu durum da karar alırken kendi yararlarını değil kamu yararını düşünmelerine neden olacaktır.

 

Son zamanlarda Yükseköğretim’de keyfi uygulama şikayetlerinin sıklıkla dile geldiği ve yüksek sesle konuşulduğu bir alan da Doçentlik olmuştur. Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘’açın gençlerin önünü’’ demesinin ardından Doçentlik Sözlü Sınavı kısmen kaldırılmış, yönetmeliklerde değişiklikler ile süreç dijital ortamda ve daha hızlı tamamlanması planlanmaştır. Ancak rövanşist davranan bazı Profesörler tarafından ‘’asgari şart’’ ve ‘’etik ihlal’’ keyfi olarak doçent yapmama vesilesi olarak kullanılmış, maalesef ÜAK tarafından da ‘’jüri kalmaz’’ gerekçesi ile yaptırımsız bırakılmıştır. Mağdur aday itiraz ettiğinde de doçentlik komisyonları tarafından DİREKT ret verilerek hukuki sürece süreklenmişlerdir. Dahası mahkeme kararlarını uygulamama ya da geciktirme adına bir iradenin de ‘’kişiselleştirme’’ ile yapıldığı görülmektedir. Aynı ÜAK’da kaybedilen davanın gereği 30 günlük yasal sürede en kısa zamanda yapılırken bazı adaylara ‘’kişisel husumet’’ güdülerek son güne kadar bekletilmekte hatta ‘’hukuki süreç devam ediyor’’ şerhi konulması bile konuşulur olmuştur. Nepotizmden dert yanan ve bitap düşen Akademi dünyasında bir de ‘’Bürokrasi Zulmü’’ adı altında yeni bir mağduriyet kapısı ÜAK’da aralanmaktadır.

Bütün bu süreçleri elbette Sendika olarak yakından takip ediyoruz. Hem rücu sisteminin tesisi hem de YÖK içerisinde yapılan bu keyfi uygulamaların son bulması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına çalışacağız. Her bir kamu görevlisi attığı imzadan 8 yıl sorumludur. Bu tarz uygulamaların bugün cezai yaptırımı olmadığını düşünseler de yarın bir soruşturma veya inceleme sonrasında gerçeklerin ortaya çıkacağı bir gerçektir. Kısaca bu kronikleşen sorunlar acilen çözüme kavuşmalıdır. Eğitim siyasetüstüdür. Tüm siyasi partilerin el ele vererek çözüm önerilerimize katkı sunması elzemdir. Unutmayalım başka Türkiye yok!

 

Dr. Vahdet ÖZKOÇAK
Genel Başkan