ÜniversitedeEgitim Öğretim mi? Yoksa Kaliteli Yüksekögretim mi? Sorunlar ve Çözüm Önerilerimiz…

  1. AKADEMİK YÖNETİM YAPISINA İLİŞKİN SORUNLAR

Üniversitelerde akademik yönetimin kurgulanmasında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Akademik yönetim deneyimi olmayan ya da yetersiz olan son derece deneyimsiz, akademik yöneticiler, bazıları yalnızca yurtdışı eğitim aldıkları için bazıları da siyasi sisteme yakın durup siyasi tercihlerle atanıyorlar. Daha sonra basından ve üniversitelerin kamuoyundan özellikle küçük üniversitelerden duyuyoruz ki kişilerle uğraşılıyor veya nepotizm hakim bir yapı içerisinde bu tür yöneticiler kendi yakın çevresine maddi manevi çıkar sağlamaya çalışıyorlar. Üniversite kaynakları ve de özellikle de kadrolaşma ve proje bütçelerinin kullandırılmasında kayırmacılık had safhada oluyor. Sağlıklı güvenilir kriterler mevcut değil. Akademik yöneticiler akademik kamuoyuna hesap verme zorunluluğunda olmadıkları için ben yaptım oldu sistemi içinde dönemlerini bitirip yeni dönemlere talip oluyorlar.  Rektörler hoşlanmadıkları insanlara sürekli soruşturmalar açarak mobbinge başvuruyorlar. Bu durum akademisyeni pasif çekinik hale getirmekte özgüvenini kırıyor ve onları maaşlı normal memurlar haline getiriyor. Diğer yandan adalet duygusunu ortadan kaldırdığı için karşılıklı sevgi, saygı veya profesyonel çalışma ortamını da ortadan kaldırıyor, çalışma barışı kalmıyor.

Peki çözüm ne olacak, bence akademik yöneticilerin atanmasında tüm bilim camiasının kabul edeceği somut ve evrensel kriterler konulmalı, bilimsel etik değerlerin hakim olduğu, akademik yönetim deneyimleri bulunan yönetimde hak tarafsızlığı ilkesine göre hareket eden, ayrıştırmayan bütünleştirici lider kişiliğe sahip ve takım çalışmasına yatkın tüm akademiyi kucaklayan akademik idari tüm personele eşit mesafede duran liyakatli akademik yöneticiler atanmalı. Akademik yöneticiler hesap verebilir ve denetlenebilir olmalı. Bilimin kılavuzluğunda yürüyebilmeli devletin kaynaklarını titizlikle kullanmalı, korumalı ve kendisini kamuya karşı da sorumlu hissetmeli. Özgür düşünebilmeli, aykırı düşünebilmeli, sorunlara farklı cephelerden bakabilmeli ve çözüm odaklı olmalıdır.

  1. ALT YAPI EKSİKLİĞİ VE ESKİMESİNE (MODERNİZASYONUNA) İLİŞKİN SORUNLAR

 

Üniversitelerin bütçeleri dünya standardına uygun biçimde yeniden düzenlenmelidir. Üniversitelerde birimlere yani Fakülte ve bölümlere ait bütçeler olmalı ve bu bütçeleri dekanlar ve bölüm başkanları sadece bilimsel altyapı için kullanmalı böylece öğrenciye daima çağdaş ve modern bir alt yapı ile eğitim öğretim verilmelidir. Alt yapı eksikliğinin giderilmesinde başta akademik ve fiziksel altyapı olmak üzere bölümler daha yetkili ve karar verebilir olmalı yönetim süreçlerine daha fazla katılabilir olmalıdır. Yetki ve sorumluluk paylaşımı ülkemiz bilimine, akademik yapıya daha fazla sahiplenmeyi getirecektir. Aksi halde bir yöneticiye ve onun ekibine ait olan yetki ve sorumluluklar yasal statüye uydurulmuş da olsa maddi çıkar ve yandaşlığı desteklemekte akademinin eleştirel ve denetleyici yapısına zarar vermektedir. Diğer yandan diğer akademik kadro tarafından da benimsenmemektedir. Bilinmelidir ki akademisyenler özgün ve özerk düşünce yapısına sahip insanlardır ve onları sistemin içerisinde maksimum fayda üreten kişiler olarak tutmak takım çalışması ve liderin niteliklerine bağlıdır. Taylor modeli anlayışlarla yönetim artık çağdışı kalmıştır. Fiziksel altyapı akreditasyon kriterlerine uygun olarak sürdürülebilir biçimde yenilenmeli buna ilişki bütçe ve kaynaklar temin edilmelidir. Araştırma alt yapısında her öğretim üyesine ciddi bütçeler tahsis edilmeli ve öğretim üyesi bu bütçe ile hem eğitim öğretim kalitesine ve hem de proje çalışmalarına odaklanmalı ve ülke sorunlarına çare olacak konuları projelendirilmelidir. Fakültenin profesörler kurulu önünde, yapılan projelerin çıktıları savunulmalıdır. Savunmadan geçer puan alamayan akademisyenin bütçesi eksiğini tamamlayıncaya kadar kesilmelidir. Özellikle yeni kurulmuş küçük üniversitelerde oluşan feodal yapı ülkemizin önemli sorunlarından biridir. Herhangi bir ildeki üniversiteye atanan akademik yöneticinin o ilin, bölgenin değil evrensel ilkelerin uygulayıcısı olmalıdır. Her akademik yönetim aşamasındaki başarı puanlanmalıdır ve bu puanlar sonraki görevlere referans olmalıdır. Uluslararası manada akredite olmamış programlara öğrenci alınmamalıdır. Öğrenci projelerinin desteklenmesi yaygınlaştırılmalıdır. Öğrenci kredilerini tamamlayıp diploma alarak bir an önce yükseköğretim kurumundan kaçmayı hedefleyen bir anlayışa itilmemelidir. Yaratıcı düşünceler üreten, insani ve vatandaşlık sorumluluklarını taşıyan nitelikli bireyler olarak mezun olmaları sağlanmalı mezun kalitesinin sorgulanması ülke politikası haline getirilmelidir.

  1. KALİTE SORUNU

Derslerin yürütülmesinde, ders uygulamalarının yürütülmesinde, araştırma görevlisi alımlarında, yüksek lisans ve doktora çalışmalarının başlangıcı yürütülmesi ve tamamlanması  aşamalarında, öğretim üyesi atama ve yükseltmelerinde ciddi kalite eksiklikleri bulunmaktadır. Atama ve yükseltme ilkelerinde ağırlıklı olarak uluslararası yayın ve atıflar son günlerde de bu yayın ve atıfları dikkate alan tarama sistemlerinin belirlediği h faktörü dikkate alınma yoluna gidilmektedir. Yurt dışı doktoralı olma, dil bilme, çarpan etkisi çok yüksek dergilerde yayınlar yapmış olma gibi doğru kriterler dikkate alınmakla birlikte bu süreçlerde eksikler de bulunmaktadır. Diğer yandan akademisyenlerin yurt dışı doktoraları maddi anlamda desteklenmemektedir. Genç araştırıcılar büyük krediler çekerek ve bu gereklilikleri tamamlamaya çalışmaktadırlar. Dil olayı birçok üniversitede sorun olarak durmaktadır. Başta öğrencilerde dil öğretimi son derece yetersizdir. Haliyle bu durum akademik gelişmeye yansımaktadır. Her şeyi öğrenciden bekleyen kendinde sorumluluk aramayan akademik yönetim yapılarıyla da sıklıkla karşılaşılmaktadır. Akademisyenler çağdaş öğretim metotlarını kullanarak her yıl gerekli güncellemeleri yapmak durumundadırlar. Her teorik dersin özellikle uygulamalı bilimlerde ve mühendislik bilimlerinde mutlaka uygulama dersi olmalı ve hakkıyla yapılmalıdır. Staj dönemlerinin sayısı artırılmalı ve bu konuda ciddi organizasyonlar yapılmalıdır. Teknolojik gelişmeler ve modern dünyanın geldiği durumla ilgili olarak öğrenciler arasında farkındalıklar sağlanmalıdır. Her öğretim elemanı iki yılda bir eksiklerini tamamlamak üzere mesleki geliştirme programlarına tabi tutulmalı. Bu amaçla ya yurtdışına gönderilmeli ya da yurt içi ve dışı kurs programları düzenlenmelidir. Her yükseköğretim kurumu kalite politikasını titizlikle hazırlamak ve uygulamak zorunda olmalıdır. Toplam Kalite Yönetim Sistemi her yükseköğretim kurumunun her alanında uygulanmalıdır.

2)- 50/d çözümü konusunda oldukça aktifsiniz size göre 50/d akademiye ne gibi zararlar veriyor? Peki 50/d sorunu sizce ne zaman çözülür?

         Kuşkusuz akademik sistemde ters piramit yapı esastır. Bu piramit yapıda tabanda çok sayıda asistan ya da şimdiki adıyla araştırma görevlisi orta kademede Dr. öğretim üyesi ve doçentler ve de üstte ise Profesörler bulunmaktadır. Aşağıdan yukarıya sayı azalmaktadır. Ancak Türkiye’deki pek çok üniversitede piramit tersine dönmüştür. Elbette piramitin tabanındaki tüm akademik personelin ileride öğretim üyesi olması mümkün değildir. Ancak unutulmamalıdır ki doktorasını tamamlayan her akademisyen alanında kalifiye ve bilim adamı formatında yetişmiş elemandır ve bu niteliğe göre değerlendirilmelidir. 50/d uygulamaya girdiğinden bu yana bilim insanı yetiştirme anlamında değerlendirilmemiştir. Akademik yönetimler 50/d’yi yüksek lisans ve doktora yapmak ve belli konularda uzman ya da filozof olmak için bu kadrolara gönüllü talip olmuş kariyer insanları olarak görmüştür. Dolayısıyla en geç doktora bitiminde kadrolarıyla ilişiklerinin kesilmesi doğal karşılanmıştır. Ancak gelecekleri için hayalleri ve planları olan genç insanları orta yerde bırakmanın akademide yarattığı travma öngörülememiştir. Çalıştıkları alanlarda uzman ve filozof olan bu kariyer insanları devlet kadroları ile ilişikleri kesildikten sonra biz ne olacağız sorusunu haklı olarak sormuşlardır. Aldıkları yanıt ise başınızın çaresine bakın olmuştur. Diğer yandan devletin bu genç akademik kariyer mensuplarına yapmış oldukları yatırım ve akademik olarak yetişmiş nitelikli genç bilim insanı varlığının değerlendirilmesinde ciddi bir savurganlık yaşanmıştır. Çoğu ikili ilişkileri ile yerleşebildikleri devlet kurumlarında sıradan meslekler gibi istihdam edilmişler ve bazı kurumlarda da dışlanmışlardır. Uyum sorunları yaşamışlardır. Bu sorunların ışığında bir geçiş dönemi yaşanmış bir de ÖYP yani bilim insanı yetiştirme programları kapsamında istihdam edilen kadrolar uygulamaya girmiştir. Daha sonra bu uygulama kaldırılmış ve ÖYP programındaki araştırma görevlileri 50/d kadrolarına aktarılmıştır. Daha sonra ÖGESEN tarafından verilen sendikal mücadele sonucunda 33. Madde haklarını almışlardır. Peki 50/d sakıncaları nelerdir? Lütfen düşününüz genç bir mezunsunuz bir yükseköğretim kurumunda yüksek lisansa başladınız ve açılan bir 50/d kadroya başvurdunuz ve kabul edildiniz. Danışmanınız ve tüm bilim disiplinerleri sizi bir akademisyen gibi yönlendirdiler, tüm yaşamınızı buna göre programladınız. Canla başla gece gündüz çalıştınız, akademisyenliğin bir yaşam biçimi olduğunun bilinciyle iyi bir kariyer yaptınız saygın bir statüye eriştiniz. En mutlu olduğunuz final aşamasında doktora tezinizi tamamlayarak  filozof oldunuz ve kurumunuz size dedi ki, işin bitti güle güle!!! Ne kadar başarılı olursanız olun sonuç bu. Bu sonucu bilen hiç kimse çalıştığı konuya ve kuruma gerçekçi bir sahiplenme ile bağlanmayacaktır. Bilimsel verimliliğe ve sürdürülebilirliğe ciddi sekte vuran bu durum ne yazık ki mağdurlar yaratmıştır. Kamuya geçiş yapanların çalışmaları da çoğunlukla değerlendirilememiş, alakasız işlerde görev almışlardır. Bu mezunlardan yeni açılan üniversitelerde istihdam edilenlerin sayısı da fazla değildir. Diğer yandan bir profesör ya da doçent ya da dr. öğretim üyesinin göz nuru dökerek yetiştirdiği bir nitelikli eleman israf edilmiş yeterince değerlendirilememiştir. Devlet kaynakları ve göz nurları boşa gitmiştir. Olaya 50/d kadrosundaki mezunlar gözünden bakarsak gelecek için güvencesi olmayan, gelecek planları yapamayan, daima arayış içinde olarak konu ve statüsünü yeterince sahiplenemeyen özgüveni eksik kariyeristler üretilmiş olmaktadır. Bu amaçsız bir üretimdir. Bu kanserleşmiş yara benzeri sorunun çözümü istense sıkı ve örgütlü bir çalışmayla 6 ay içinde çözülebilir. Ancak çözüme inanılması gerekmektedir. Maalesef böylesi bir çözümü düşünemiyoruz bile. Bu nedenledir ki şu an çözüm için bir tarih ne yazık ki öngöremiyorum. Söylemem gerekir ki bu sorunun çözümü lisansüstü öğretimde de bazı düzenlemeler gerektirmektedir.

3)- Akademik teşvik hakkında ne düşünüyorsunuz? Akademik teşvikteki aksaklıklar nasıl çözülebilir?

Akademik teşvik kuşkusuz iyi niyetle çıkarılmıştır. Ancak bekleneni verdiğini hiç düşünmüyorum. Akademik teşvik şirket yapılarında belki uygulanabilir ancak akademinin ruhuna kesinlikle uymamaktadır. Akademide çok çeşitli bilimsel alanlar bulunmaktadır. Her alanın bilimsel araştırma öncelikleri ve özellikleri farklıdır. Bazen aynı bölümde dahi anabilim dalları arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bazı bilim alanlarında araştırmalar uzun sürmekte bazılarında ise kısa sürede tekrarlanabilir çalışmalar yapılabilmektedir. Bu durum yayın sayısına yansımaktadır. Akademik teşvik kriterleri son dönemde daha ziyade uluslararası yayın temeline yoğunlaşmış ulusal yayınlar dikkate alınmaktan uzaklaşmıştır. Bu durum şu soruyu akla getirmektedir. Biz kimin için bilim yapıyoruz. Elbette bilim için de bilim yapılmalıdır. Ancak gerek akademik teşvik ve gerekse kısa periyotlarla ve sıkça değişen akademik atama ve yükselme kriterlerine uyumlanmak adına yapılan yayınlarda kalite ne yazık ki düşmektedir. Niceliğe ağırlık verildiğinde nitelikte sorunlar doğmaktadır. Yerli uluslararası dergi sayısının azlığı ve yayın üretmedeki güçlükler akademisyenlerin önemli problemleri arasındadır. Bir akademisyenin yaptığı her akademik faaliyet değerlendirilmeliydi başlangıçta böyle gelindi ama ulaşılan noktada adeta teşvik etmeme üzerine kurulmuş bir anlayış hakim oldu. Burada soru şöyle sorulmalı; bizler uluslararası yayınevlerine veri üreten bilim köleleri miyiz? Neden yaptığımız çalışmalarla bütünsel bir sonucu ortaya koyup yararlanamıyoruz? Uluslararasılaşmanın önemini yadsıyamayız ancak uluslararası yayın yapma adına bölük pörçük birbirinden kopuk çalışmalar yapmak bize bir ilerleme sağlamıyor. Müstesna bilim insanı ve çalışmalar elbette var. Ancak genel durum böyle. Mevcut akademik teşvik sisteminde ders kitapları değerlendirme dışıdır, yürütülen projeler değerlendirme dışıdır, zorunlu yük dışında verilen dersler değerlendirme dışıdır, Türkiye biliminin er meydanı olan ve büyük özverilerle yürütülen ulusal kongreler değerlendirme dışıdır, verilen konferanslar, katılınan  sertifikalı mesleki kurslar, hazırlanan öğrenci projeleri veya projeler, kamu ve özel sektör işbirliği alanındaki çalışmalar, medya ve yayım faaliyetleri değerlendirme dışıdır . Bence akademik teşvik sistemi bu haliyle sürdürülmemelidir. Akademik dünyada üçlü sacayağı şöyle tanımlanmaktadır: birincisi eğitim-öğretim, ikincisi bilimsel araştırma ve projeler ve üçüncüsü ise üretilen bilimsel bilginin yayılması yani yayım faaliyetleridir. Bu temel sorumluluklar yeterince desteklenmemekte hatta çoğu dikkate dahi alınmamaktadır. Uluslararası kongrelerde yaşanan sahtecilikler yayın üretmede yaşanan sahtecilikler desteklenen alanlarda önemli spekülasyonları beraberinde getirmiştir. Ödüllerin değerlendirilmesinde de benzer sıkıntılar bulunmaktadır. Yayın sayısına bağlı değerlendirmeler eksiktir. Akademisyenlere dünya standardına uygun aylıklar bağlanmalı, kendilerine proje bütçeleri tahsis edilmeli her iki yılda bir akademisyenlerin yurtdışı çalışmalar yapmaları ve uluslararası etkinlikleri desteklenmeli ve akademisyenler de karşılığını vermelidirler. Proje destek kurumlarında ne yazık ki yeterince objektif değerlendirmeler yapılamamaktadır. Sonuç olarak akademik teşvik uygulaması akademisyenlerin kuruma ve ülkeye özverisini azaltmış, onları daha kibirli hocalarına karşı daha az saygılı ve ben merkezli hale getirmiştir. Alenen ya da gizli bir biçimde ilan edilen teşvik puanları bazı akademisyenleri adeta uzay yürüyüşüne geçirmiştir.

4)- Yağmacı dergiler, intihal ve parayla tez konularındaki görüşleriniz nelerdir?

Yağmacı dergiler gerek akademik atama ve yükseltmedeki ve gerekse akademik teşvikteki yalnızca  uluslararası yayına önem veren hatalı uygulamanın bir sonucudur. Gerekli altyapıyı sağlamadan akademisyenlerin eksiklerini tamamlamadan sadece yayın sayısının artırılmasına yönelik politikalarla kolaycılığa kaçmak; bilim insanlığı nosyonunu henüz elde edememiş fırsatçı kişilerin aracılığıyla böylesi çirkin olgulara itibar edilmesini getirmektedir. Türkiye’nin dev yayınevleri olmalıdır. Bu yayınevleri aracılığıyla bir yayın nasıl hazırlanır konusunda düzenli kurslar verilmeli eğitimler düzenlenmelidir. Akademisyenlerin dil sorunu hızla çözülmeli dil yetersizliği olan ancak güçlü bilimsel altyapıya sahip olan akademisyenlere dil desteği kurulacak ofisler aracılığıyla ya da hizmet alımı yoluyla verilmelidir. Para karşılığı makale yayınlayan yağmacı dergiler ifşa edilmeli sorumluluk tüm akademisyenlere yüklenmemeli tüm akademik camia cezalandırılmamalıdır. Tedbirler soruna yönelik olarak alınmalıdır.

İntihal konusu aslında gerek akademik mevzuat gerekse kanunlarla gayet güzel tanımlanmıştır. Ancak uygulamada tutarsızlıklar bulunmakta caydırıcı cezalar verilmemektedir. İntihal konusu akademide iyi işlenmeli bu konuda akademisyenler sıkı eğitimlerden geçirilmelidir. Çünkü gelişen teknoloji veri üretmeyi de olanaklı hale getirmiştir. Çalışmaların kaynağa ve kanıta dayanması gerekmektedir. Parayla tez yazdırma ise ne yazık ki sık rastlanan bir olay haline gelmiştir. Burada lisans ve lisansüstü öğretim yaptıran kurumların, akademik danışmanların, tez jürisi üyelerinin, doktora tez izleme komitelerinin, dergi editör ve hakemlerinin çok dikkatli olmaları ve dikkatli olurken de dijital teknolojilerden yararlanmaları gerekmektedir. Üniversitelerin intihali önleyici dijital teknoloji altyapılarını kurmaları, hatta bu alt yapıların bir ağ yardımıyla birbiri ile haberleşmeleri gibi olgular gerçekleşmek zorundadır.

5)- Size göre yağmacı dergiler, intihal ve parayla tez yazdırmak akademiye ne gibi zararlar verdi, veriyor?

                Akademik yapı ve üniversiteler bu tür sahteciliklerden dolayı dünya çapında prestij kaybetmektedirler. Bilime olan güven azalmakta ve bu tarz olaylarla anılan kurumların akademisyenlerine ve makalelerine güven kaybolmakta atıflarda önemli azalmalar meydana gelmektedir. Ancak daha kötüsü bu sahteciliklere yapılan hoşgörü zamanla önce normalleşme ve sonra da alışkanlık durumuna dönüşmekte toplumun bilime ve bilimselliğe olan güvenini temelden sarsmaktadır. Oysa bilimsel başarı bir toplumda temel moral ve motivasyon dinamiğidir.

6)-YÖK başkanı olsanız ilk düzelteceğiniz şey nedir?

Öncelikle Yüksek Öğretimdeki anlayışı düzeltmek isterim. Eğitimde gerçekçi kaliteyi ne pahasına olursa olsun sağlarım. Bunun için; akademisyenlerin ekonomik koşullarını iyileştirecek sürdürülebilir atılımları yaparım. Para peşinde koşan, çalıştığı kurumu adres gösterip başka işlerle uğraşan para odaklı akademisyen olgusunu ortadan kaldırırım. Akademisyenlerin barınma sorunlarını çözecek uygulamalara ağırlık veririm. Ekonomik sorunlar içinde olan akademisyenden verim bekleyemezsiniz. Zaten sorunlarına hakim olduğum akademik yapının evrensel standartlara oturmasını sağlarım ve kalite ilkelerini hızla belirlerim bunları uygularken de asla ödün vermem. İlk getireceğim şey akademik sistemde toplam kalite yönetim sistemini oturtmak, akılcı ve mantıklı biçimde sürekli gelişmenin sağlanmasının önünü açmaktır. Kalitesizliğin maliyeti inanın kaliteyi sağlamaktan çok daha fazladır. Akademisyen yetiştirme konusuna eğilirim. Nepotizmin önüne geçerim. Yurt dışına görev yaygınlaşmasını sağlamak kadar yurtdışından önemli bilim insanlarının davet edilerek daha yaygın ve etkin meslek içi geliştirme çalışmalarının yapılmasını sağlamaya çalışırım. Uluslararası alanda kabul gören akademisyenlerimizi onurlandıracak ve onları örnek haline getirecek bilimsel etkinlikler düzenlerim.  İlkeli olmak ve adalet çok önemlidir. Aksi hiçbir uygulamaya izin vermem. Şeffaflığı birinci ilkem yaparak şeffaf uygulamalar yaparım ve her birimde uygulanmasını sağlarım. Akademik disiplinlerde dünyadaki gerçek bilim disiplinleri ile  uyumlu bir yapıyı kurgularım. Ancak ülkemize, geleneklerimize ve kültürel mirasımızdan gelen gücümüze özgü programları da geliştirme konusunda kaynaklar yaratırım. Eğitimde kaliteyi sağlamak için üniversitelerin fiziksel ve bilimsel altyapılarını etkili biçimde denetlerim. Gelişmesini tamamlayamamış üniversitelerin öğrenci almayıp, alt yapılarını oluşturmalarını sağlarım yeni üniversite açılması konusunda ve öğrenci kontenjanı verilmesi konusunda titiz davranırım. Mezun bilgi sistemlerini merkezileştirerek izlenmesini sağlarım. Üniversiteler arası ödüllendirme sistemine geçerim. Akademide takım çalışmasını özendiririm. Akademisyenlerin bilimsel heyecanlarını artıracak etkinlik ve uygulamaları gerçekleştiririm. Çünkü öncelikle akademinin üzerindeki ölü toprağını yani çaresizliği ve umutsuzluğu kaldırmamız gerekir. Bu çalışmaların hepsi takım çalışmasıdır ve bu takımların tüm akademiye yaygınlaştırılması gerekir, ötekileştirmeden ve dışlamadan.

7)-Dünyada ilk 500’e girebilmek için üniversitelerin yapması gereken 3 şey nedir sizce?

  1. Birincisi eğitim- öğretim ve bilimsel araştırmanın gerek akademik ve gerekse fiziksel altyapısının çok titiz biçimde iyileştirilmesi ve buna ciddi kaynaklar ayrılması. Bunu yaparken Türkiye biliminin dünyadaki rekabet edebilir alanların belirlenmesi, bu alanların daha da güçlü bir hale getirilmesi, sürekli gelişmenin bir bilim politikası olarak benimsenmesi büyük önem taşımaktadır. Yeni bilimsel ve teknolojik alanların, hızla akademik yapıya kazandırılması da büyük öneme sahiptir.
  2. Bu konuda iddialı üniversitelerin birer güçlü yayınevine sahip olması ve yayın yapmayı desteklemeleri bu konudaki eğitimleri ve teşvikleri zorunlu hale getirmeleri. Bilim adamı yetiştirme eğitimlerine ağırlık vermeleri ve proje desteklerine gerekli hassasiyeti ve hakkaniyeti göstermeleri kendi iç yapılarında geliştirdikleri ödüllendirme politikaları ve uygulamaları ile nitelikli çalışmaları öne çıkarmaları. Tüm bilim disiplinlerini birbirleri ile işbirliğine teşvik etmeleri bunları eşleştirmeleri ve aralarındaki etkileşimleri sağlamaları gerekmektedir. Disiplinler arası çalışmalarda çarpan faktörü daha fazla olmaktadır.
  3. Uluslararasılaşma uygulamaları çok önemlidir. Ancak bu kolay gelişen bir olgu değildir. Kastettiğim klasik daha önce yapıldığı gibi işlevsiz işbirliği anlaşmaları değildir. Bütçesi olan kalıcı olan hatta gelenekselleşen uzun vadeli işbirlikleri kurulmalı ve öğretim elemanları arasında yurtdışı işbirlikleri ile ilgili eşleştirmeler yapılmalıdır. Akademisyenlere imkan sağlanmalı ve her yıl belli etkinlikler zorunlu olmalıdır. Akademik özgürlük ve özerklik sonuna kadar desteklenmeli ama bu keyfiyet içermemelidir.

8)- Lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine neler önerirsiniz ?

                Yüksek lisansa başlamadan önce hedefleri olmalı ve istedikleri konuda çalışmak bağlamında ısrarcı olmalılar. Alanlarına odaklanmalılar. Her şey derslerde öğretilmiyor danışmanlarını rol model alıp kendilerinin iyi bir uzman ya da bilim insanı olarak yetişmeleri için kariyerlerini yapılandırmaları gerekiyor. Pek çok kurs ve eğitime başvurmalı böylece hem vizyonlarını hem de birikimlerini geliştirmeliler. Etik değerleri ve kuralları asla bir kenara atmamalı özgür düşünebilmeli ve yaratıcı olmalılar. Tüm düşünce ve fikirlerini projeye dönüştürecek bir pratiğe sahip olmalılar. Disiplinler arası çalışmalara ve takım çalışmalarına yatkın bir bilimsel kişilik geliştirmeye çalışmalılar. Dil eğitimlerine çok iyi seviyeye gelinceye kadar devam etmeliler. Yayınlar planlamalı kongre, konferans, fuar vb. bilimsel etkinliklere katılmalıdırlar. Çalışmaları sonucu elde ettikleri verilerin doğruluğundan emin oluncaya kadar kontrol etmeliler, yalan beyan ve hatalı yorumlardan olabildiğince kaçınmalı popülist yaklaşımlardan uzak durmalıdırlar. Mobbing veya fiziksel şiddet vb. olaylara karşı daima haklının ve doğrunun yanında olmalıdırlar.

9)- Ekleyecekleriniz varsa lütfen ekleyin değiştireceğiniz varsa değiştirin.

Üniversitelerin özellikle son yıllarda gerek akademik gerek öğretim ve gerekse araştırma alt yapılarındaki modernizasyon ihtiyacı had safhadadır. Bunları şöyle açıklayabilirim öğrenci seçme sınavındaki puan düşüşleri eğitim kalitesini ve mezun kalitesini olumsuz etkilemiştir. Eski yıllara oranla bilim adamı yetişmesinde özellikle yeni açılan üniversitelerde önemli eksikler bulunmaktadır. Genç akademisyen yetiştirmede yeni modeller üzerinde durulmalı daha ekonomik yurt içi ve dışı akademisyenlerin ortak eğitimleriyle karma modeller ortaya konulmalıdır. Eğitim öğretim ve araştırmada fiziksel alt yapı eksiksiz olmalı ancak karşılığı istenmelidir. Laboratuvarı, derslikleri olmayan eski binalardan bozma ya da sadece rastgele tahsis edilmiş bir binadan oluşan üniversiteler tabela üniversitesidir. En başarılı akademisyen dahi burada körelir, vizyon kaybeder. Binalar bilim alanlarına uygun olarak tasarlanmalı ve inşa edilmelidirler. Araştırma bütçeleri konusunda akademisyenler özel sektörle yarışacak bütçeleri yönetmelidirler. Sektörden geride olmamalıdırlar, ancak herhangi bir suiistimal en ağır biçimde cezalandırılmalı suiistimali yapanın bütçesi kesilmeli ve öğrenci alamamalıdır. Her öğretim üyesi yıl içinde sertifikalı eğitim ve kurslara katılmalı bu konuda ödeneği devletten sağlanmalıdır. Bölüm başkanları akademik kurulların önerisi ve senatonun onayı ile belirlenecek kriterlere göre bölüm laboratuvarlarını yönetmeli bilimsel araştırmaların önünü açmalı bilim insanlarının saygınlığını sağlamalı ve korumalıdır. En güvenilir denetleme mekanizması bölümler olmalıdır. Akademik kurullar, yönetim kurulları ve senato çalıştırılmalı gıyabi kararlar asla kabul görmemelidir. Akademisyenler asla birbirleri hakkında dedikodu, iftira, yalan beyan vb. hasmane tavırlar içinde olmamalı sorunlarını kendi içlerinde çözebilmeli ancak bilimsel konularda olabildiğince tartışabilmelidirler. Medeni hukuk kuralları en güçlü biçimde uygulanmalıdır. Bunu yolu yüzleşme kültürü, tartışma kültürü ve ortak çalışma kültürü geliştirilmesi ile mümkün olacaktır.