Öğretim Elemanına Mesai Zorlaması Olmaz

Akademisyenin mesaisi olmaz, tatillerde de geceleri de çalışır”

Akademisyenlerin hafta sonu da geceleri de tatillerde de çalıştığını vurgulayan Öğretim Elemanları Sendikası Genel Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak ise mesai zorunluğuna itiraz etti.

Hem yerel mahkemenin hem Danıştay’ın hem de Anayasa Mahkemesi’nin, ‘Akademisyen’e 08:00-17:00 arası mesai olmaz’ kararları olduğunu hatırlatan Özkoçak, “Ama üniversiteler bunu değiştirmeye çalışıyor. Bazı durumlarda akademisyenlerimizin zaman zaman bu anlayışı suiistimal ettiğini tabii ki görebiliriz ama idareler bu suiistimalleri yapan tek-tük akademisyene yönelik disiplin işlemlerini uygulamak yerine tamamına rektörlük kanalıyla yaptırım uygulamaya çalışıyorlar” dedi. 

Kurumsal barışı zedeler

Doktor öğretim üyesi, doçent ya da profesörlerden istenmeyen mesainin öğretim veya araştırma görevlilerinden isteniyor olmasının “durumun çok başka olduğunu gösterdiğini” savunan Özkoçak, “2547 sayılı kanunu herkese uygulamıyorsanız. Bu durum kurumsal barışı zedeler ve devlet-kamu görevlisi arasındaki ilişkiyi bozar. Araştırma görevlileri bölüm başkanlığına, anabilim dalı başkanlığına, dekanlığına, rektörlüğüne küserse orada kurumsal barış biter. Kurumsal barışın bittiği bir yerde de biz milli ve yerli bir üretim yapamayız. Mutlaka YÖK’ün adım atarak rektörlükleri uyarması gerekiyor. Öğretim Elemanları Sendikası olarak bu tip durumların her zaman karşısında olduk” şeklinde konuştu.

Özlük hakkı kaygısı olan ya da maddi durumunu düşünen bir akademisyenden bilim üretmesinin beklenemeyeceğini dile getiren Özkoçak, “En büyük savurganlık, okumuş insanı okuduğuna pişman etmektir. Bundan imtina etmeliyiz. Akademinin fidanlığı genç akademisyenlerdir, araştırma görevlileridir. Biz akademinin fidanlığını kurutursak ormanı yok ederiz. Empati kurmayan yöneticilerin artık sistemde bulunmaması gerekir” ifadelerini kullandı.

“Darbe ürünü kanunla TSK nasıl yapılandırıldıysa üniversiteler de öyle yapılandırıldı”

“2022’in dünyasındayız, yarıştığımız emsallerimiz neleri tartışıyorken biz neleri tartışıyoruz? Yarıştığımız ülkelerin rektörlükleri hangi yazıları yazıyorken bizim rektörlüklerimizin hangi yazıları imzaladığını görmemiz gerekir” diyen Özkoçak, şunları söyledi:

“2547 sayılı kanun ucube bir kanundur. Darbe döneminde üretilmiştir, TSK’nın yapılanması nasılsa üniversiteleri de aynı şekilde yapılandırmak amacıyla ortaya çıkarılmıştır. Bu, günümüz çağdaş ülkelerinde asla göremeyeceğimiz bir kanun. Revize edilmesi gerekiyor. Araştırma görevlilerinin görevleri sıralanırken ‘diğer verilen görevler’ deniliyor. Bunlar nedir? Çiçek sulamak mıdır? Hocasının arabasının lastiğini değiştirmek midir? Bunları yaşadığımız için anlatıyorum. Çiçek sulamak, lastik değiştirmek, kargo vermek bir araştırma görevlisinin görev tanımına girer mi? Bir araştırma görevlisi hocasına saygı duyuyorsa, yaşına hürmet gösteriyorsa bütün işlerini seve seve yapar ama görev tanımını netleştirmek gerekiyor. Araştırma görevlilerinin birer idari personel olarak görmek mobbingin ilk zincirinin ilk halkasını oluşturuyor.

Yeri geliyor lisansüstü eğitimle zorluyorsunuz ki zorlanmaları da gerekiyor ama yeri geliyor ‘sen idari görevlisin’ diyorsunuz. Yazışmalarımızı yap, bölüm sekreterinin yaptığı her işi yap, bunun üzerine benim keyfi işlerimi yap diyorsunuz… işte bu üst üste geldiği zaman araştırma görevlileri de kendisi akademisyen olarak görmeyebiliyor.”